Hac ve Umre Genel Müdürlüğü | İletişim


Kâbe'ye Güzelleme - Halil Altuntaş

Ey yadigârı bize Hazret-i İbrahim'in,
Dünyada ilk mabedi, O "Rahman ve Rahim"in...

Sen buradasın diye -bence haklı bir yorum-
Dünyayı kâinatın merkezi sayıyorum.

Nurdan bir hale gibi çevrende "pervane"ler,
O anda, o mekânda neler yaşanır, neler...

Örtü'n şerrin kesilmez hücumlarına perde,
Böyle güzel olmadı siyah başka bir yerde.

İbrahim kurdu seni, koruyucun Yaradan,
Bu himaye tükenmez, çağlar geçse aradan.

Nerdeyse temelini atan ustanın izi,
Zaman tüneline al, oraya götür bizi.

Susuz, otsuz bir yurda can verdin damar gibi,
Gönülleri suladın pınar gibi, kar gibi.

Dağların cendereye aldığı bir vadide,
Seninle her şey güzel, taşlar bile nadide.

Yanık kum taneleri sana doğru savrulur,
Ters yöne savrulanlar hasret ile kavrulur.

Senden ayrıdır diye gözü yaşlı "Hatîm"in,
O hüznü giderirdi, gücü yetse Yetim'in.

Bizler kızgın güneşin suya hasret çölüyüz,
Çölün bir damla suya hasret çeken gölüyüz.

Susamış gönüllerin katmerlisi bizde var,
Böyle bir susuzluğu senden başka ne savar.


Nice kalbi kilitli insan nara yanıp da
Sana düşman kesildi, bunu kolay sanıp da.

Yüz geri etti sana yan bakan sefilleri,
Bir ibret dersi gibi, Ebrehe'nin filleri.

Bir maceraya mekân Safâ-Merve arası,
Bir şefkat tufanı ki, derinlerde yarası.

Ümit dolu telaşı hâlâ sürer Hâcer'in,
Sa'yettikçe müminler ürperin kalbi yerin.

Ne hikmettir, siyah renk senin kalbinde makbul,
Etten kalp kararırsa helak olur gider kul.

Bilal, rengiyle mutlu, kutlu taş siyah diye,
Çatındaki ilk ezan ona büyük hediye.

Gün doğar ve gün batar, döner zamanın çarkı,
Senin aşkın doldurur çölü sulayan arkı.

Ağlasam dilim suskun, duruşum dile gelse,
Pişmanlık feryatlarım yedi kat göğü delse.

Gölgelenir miyim ki Rabbim izin eder de,
En Büyük Peygamber'in gölgelendiği yerde.

Ey kalbim, hiç gecikme, o nur evine sığın,
Her sığınağı bırak, "Onur Evi"ne sığın.

Kirin pasın silinsin aydınlığın eliyle,
Yıkansın gönül dünyan mağfiretin seliyle.

Ey Kâbe! Civarında rahmet var oluk oluk,
Ben de orada olsam hiç olmazsa bir soluk.

Ellerim arşa açık, şuurum içe dönük,
Dizlerim yere çökmüş, nefis ateşi sönük

Bir halde teslim olup, dünyayı pula satsam,
Gözyaşımla kapının eşiğini ıslatsam.

Necid Çöllerinde Medine'ye - Mehmet Akif Ersoy

Yâ Nebî, şu hâlime bak!
Nasıl ki bağrı yanar, gün kızınca, sahranın;
Benim de ruhumu yaktıkça yaktı hicranın!
Harîm-i pâkine can atmak istedim durdum;
Gerildi karşıma yıllarca ailem, yurdum.
"Tahammül et!" dediler... Hangi bir zamana kadar?
Ne bitmez olsa tahammül, onun da bir sonu var!
Gözümde tüttü bu andıkça yandığım toprak;
Önümde durmadı artık, ne hânümân, ne ocak...
Yıkıldı hepsi... Ben aştım diyâr-ı Sûdân'ı,
Üç ay "Tihâme!" deyip çiğnedim beyabanı.
Kemiklerim bile yanmıştı belki sahrada;
Yetişmeseydin eğer, yâ Muhammed, imdada:
Eserdi kumda yüzerken serin serin nefesin;
Akar sular gibi çağlardı her tarafta sesin!
İrâdem olduğu gündür senin irâdene ram,
Bir ân için bana yollarda durmak oldu haram.
Bütün heyâkil-i hilkatle hasbıhâl ettim;
Leyâle derdimi döktüm, cibâli söylettim!
Yanıp tutuşmadan aylarca yummadım gözümü...
Nücûma sor ki bu kirpikler uyku görmüş mü?
Azâb-ı hecrine katlandım elli üç senedir...
Sonunda alnıma çarpan bu zâlim örtü nedir?
Beş altı sineyi hicran içinde inleterek,
Çıkan yüreklere hüsran mı, merhamet mi gerek?
Demir nikaabını kaldır mezâr-ı pâkinden;
Bu hasta ruhumu artık ayırma hâkinden!
Nedir o meş'ale? Nurun mu? Yâ Resûlallâh!...

Arayı Arayı Bulsam İzini - Yunus Emre

Arayı arayı bulsam izini
İzinin tozuna sürsem yüzümü
Hak nasip eylese görsem yüzünü
Ya Muhammed cânım arzular seni

Bir mübârek sefer olsa da gitsem
Kâbe yollarında kumlara batsam
Hub cemâlin bir kez düşde seyretsem
Ya Muhammed cânım arzular seni

Zerrece kalmadı gönlümde hile
Sıdk ile girmişem ben bu hak yola
Ebu Bekir, Ömer, Osman da bile
Ya Muhammed cânım arzular seni

Ali ile Hasan Hüseyin anda
Sevgisi gönülde mahabbet canda
Yarın mahşer günü olur dîvânda
Ya Muhammed cânım arzular seni

Arafat dağıdır bizim dağımız
Anda kabul olur bütün duamız
Medine'de yatar Peygamberimiz
Ya Muhammed cânım arzular seni

Yûnus medh eyledi seni dillerde
Dillerde dillerde hem gönüllerde
Ağlayı ağlayı gurbet illerde
Ya Muhammed cânım arzular seni

Hac Yolcusu - Ali Ulvi Kurucu

Bugün herkes, sana hayrân oluyor, ey yolcu,
Tuttuğun nurlu yolun, Arşa çıkar tâ bir ucu!

Seni mesteyleyen aşkın, ezelîdir, ezelî;
İltifât eyledi zîrâ, o güzeller güzeli!

Öpeceksin, Hacerü'l-Esved'i;
Müslümanlar, bu büyük devlete imrenmez mi?

Ne tehassüsle yaşattın, o mukaddes emeli;
Kâ'be'nin âşıkısın, kendini bildin bileli!

Mü'minin, doğduğu günden beri, kalbinde coşan,
Bir yanardağ gibi, içten içe, her an tutuşan,

Ölmeden, Ravza-i Peygamberini, tek görmesidir;
O yeşil cennete, bir vecd ile, yüz sürmesidir!

Mâsivâlar, ebedî gâyeye engel mi olur?
Gerçek âşıklar erer maksada, cânânı bulur!

Ümmetim gel! dedî mâdem, sana bak, Fahr-i Cihân;
Bütün âlemlere rahmet, o bütün Cânlara cân!

Artık uslanmaya, kat'î olarak azmeyle;
Silinir orda günâhın, sayısız olsa bile!

Enbiyâ ülkesidir, geçtiğin ıssız çöller,
Âşinâ yüz gibi, hüccâca tebessüm eyler!

Nûra garkolduğu iklimdir o çöl Mûsâ'nın,
Yüce mâbûduna yükseldiği yer, Îsâ'nın!

Nerelerin şâhidi bilsen, o mübârek dağlar;
Rûha mîrâc olan en tatlı sadâlar çağlar!

Mânevî bir koku sardıkça çölün her yerini,
Mest eder gönlümün en gizli derinliklerini!


Başka bir şekle girer, Mekke'nin ufkunda semâ,
Sanki cennetlerin ufkunda eser bâd-ı sabâ!

Saçıyorken, ezelî nûrunu ulvî Kâ'be;
Heyecanlar verir, hem kaskatı, hissiz kalbe!

Sarılıp Kâ'be'ye, feryâd eden âşıklara bak,
Sen de yalvar, hemen onlarla, coşup ağlayarak!

Ravza; uşşâkına, cânân olup âğûş açıyor,
Hak Teâlâ; yanan âşıklara, rahmet saçıyor!


Arafât'ın, bütün âfakı, meleklerle dolu,
Öptüğün secde edip toprağı, amber kokulu!

Bu ne mahşer! Ne büyük hârikadır Yâ Rabbi!
Bu büyük kitleye rehberlik eden: Rûh-ı Nebî!

Ne mehâbetli duruş! Mahşeri temsil ediyor,
Mâlikelmülk olan Allah'a yol almış gidiyor!

Arafat'dan iniyorken, hacı, bir kuş gibidir;
Ne kadar pâk! Anasından yeni doğmuş gibidir!

Beytulla'ta Ben - Cengiz Numanoğlu

Bir sancak altında kaç milyon insan,
Ne tenleri benzer, ne dilde lisan...
Olmuşlar... Tek yürek, tek beden de can;
İnsanlığı gördüm... Beytullah'ta ben...

Yedi bağın gülü, aynı destede,
Yetmiş iki millet, aynı listede,
Kaç milyon ''Âmin'' der, aynı bestede;
Tevhîd'le haşroldum... Beytullah'ta ben...

Sînelerde alev, ne kül ne duman,
Dillerde bir soru: ''Vuslat ne zaman?''
Cehennem söndürür, böylesi îman...
Aşk ne imiş gördüm... Beytullah'ta ben...

Okyanuslar aşmış, gelmiş nicesi,
Aç, susuz, uykusuz, gündüz gecesi...
Her nefes, dilinde Kur'ân hecesi;
Sevdâlılar gördüm... Beytullah'ta ben...

Rabb'in o davetli misafirleri;
Doldurmuş, Mekke'de her karış yeri.
Dillerinde dinmez, ''LEBBEYK'' sesleri,
Arş'a yollar gördüm... Beytullah'ta ben...

Bir damla misâli, kapılmış sele;
Zengin, fakir, paşa, nefer elele...
Yan yana secd'eder, sultanla köle;
Mahşerle tanıştım... Beytullah'ta ben...

Kimi görmez gözü, elinde âsâ;
Lâkin, kalp gözünü açmış devâsa...
Yüzünde tebessüm, ne gam, ne tasa,
Döner durur gördüm... Beytullah'ta ben...

Kimi, ayağında yarım çarığı;
Kaç yerinden kanar, topuk yarığı...
Meğerse; kefenmiş başta sarığı,
Ne âşıklar gördüm... Beytullah'ta ben...

Baktım... Sofrasında, nice melekler;
Bir tas zemzem suyu, kuru ekmekler,
Gözleri Kâbe'de iftarı bekler,
Tokluğuma yandım... Beytullah'ta ben...

Bir zerre gözü yok, dünya aşında,
Âhir rızkın arar, harman başında,
Rabb'in nazarını, Kâbe taşında;
Gören gözler gördüm... Beytullah'ta ben...

Kimi bahardadır, görmemiş yazı,
Kiminin geçiyor, Mevlâ'ya nazı;
Kılınır Kâbe'de vedâ namazı,
İmrendim.. El açtım, Beytullah'ta ben...

Kiminde kalmamış, derman bacakta;
İki büklüm yürür, gitmez kucakta...
Erimiş.. Kaybolmuş.. Cenâb-ı Hakk'ta
Pervaneler gördüm.. Beytullah'ta ben...

O kambur sırtında, eski torbası,
Torbasında sanki, Cennet urbası..
Hele bir, kıyamda var ki durması;
Göz göz oldum, doldum... Beytullah'ta ben...

Bin rütbeyi, bir secdede atlayan,
Bir secdeyi, yüz binlere katlayan,
Bu kârını meleklerle kutlayan,
Ne tâcirler gördüm... Beytullah'ta ben...

Hacerü'l-Esved'de adın yazdıran,
Îman pençesinde, nefsi ezdiren,
Yücelen ruhuna, Arş'ı gezdiren,
Ne veliler gördüm... Beytullah'ta ben...

Unutmuş... Dünyanın vefâ derdini,
Yıkmış... Kalbindeki, riyâ bendini,
Öyle teslim etmiş, Hakk'a kendini;
Canda Cânân gördüm... Beytullah'ta ben...

Bir sevdâ seli var, Safâ Merve'de;
Damlalar köpürmüş, vecde girmede.
Nice peygamberler, nice zirvede;
Durup bakar gördüm... Beytullah'ta ben...

İbrahim Makâmı, sultan sofrası;
Sunulur herkese, bir kevser tası...
Bir cennet şöleni, perde arkası,
Ne sahneler gördüm... Beytullah'ta ben...

Melekler almışlar, şölenden payı;
Sarmışlar, Kâbe'de bütün semayı.
Kalem anlatamaz, bu içtimayı,
Âciz bir kul oldum... Beytullah'ta ben...

Kaç yerden açılmış, gökte kapılar;
Ardında saraylar, zümrüt yapılar,
Vâdeleri sonsuz, nice tapular;
Elden ele gördüm... Beytullah'ta ben...

Durdum da, tavâfı seyrettim hayran;
Gördüm: Bir kâinat misâli devran...
Hangisi melektir, hangisi insan?
Şaşırdım çok zaman... Beytullah'ta ben...

Bir sağnak misâli selâm yağmuru,
Gönüller yıkanmış, kalpler dupduru.
İhlâs ateşinde, nice hamuru;
Pişiyorken gördüm... Beytullah'ta ben...

Yaş desem... Yaş değil, gözlerden akan,
Bir sel ki, günahlar bendini yıkan...
Kâbe göklerinden, semaya çıkan;
Merdivenler gördüm... Beytullah'ta ben...

Dağlar, taşlar, vecde gelmiş kavrulur,
Kum tanesi, ''Allah'' diye savrulur...
Göz nereye baksa, Rahman'ı bulur,
Ne zikirler duydum... Beytullah'ta ben...

Ter döktüm.. Susadım, nefsimden yana,
Başkası bir lezzet vermedi bana;
Dediler: ''Bu zemzem, şifadır cana''
İçtim kana kana... Beytullah'ta ben...

Mescid-i Haram'da dokuz minâre;
Diyor ki: ''Bendedir, gaflete çâre''
Bir günde beş kere, yürek bin pâre;
Ezanlar dinledim... Beytullah'ta ben...

Bir mânâ sarayı, Mescid-i Haram;
O ne ince nakış, o ne ihtişam...
Her kalbe, Muhammed Aleyhisselâm;
Bin taht kurmuş gördüm... Beytullah'ta ben...

Vah ki bana! Bunca yıldır gülmezdim,
Gözlerimden böyle yaşlar silmezdim.
Vah ki bana! Huşû nedir bilmezdim;
Tattım o lezzeti... Beytullah'ta ben...

Yıllar geçti, aramakla özümü;
Dünya malı kör etmişti gözümü,
Unutmuştum, ''Kâlû Belâ'' sözümü;
Gör ki hatırladım... Beytullah'ta ben...

Çekildi kapımdan, şeytân-ı kebir,
Çekildi kanımdan, zorbalık cebir,
Ne bir hased kaldı, ne gurur kibir;
Yerle yeksan oldum... Beytullah'ta ben...

Bir zaman derdim ki: ''Yâ Rabbî neden,
Bir daha istiyor, bir kere giden?''
Meğer bilemezmiş, insan gitmeden;
Aldım cevabımı... Beytullah'ta ben...

Gördüm ki; bu dünya bir oyalanma,
Halime bakıp da, mutluyum sanma.
Bedenim Kâbe'den uzakta amma;
Gönlümü bıraktım... Beytullah'ta ben...

Ey Beytullah Yolcusu - Cengiz Numanoğlu

Ey! Beytullah yolcusu, Ey! Fazilet zengini;
Meleklere vermedi, Rabb'im senin dengini.
Ah! Bir görsen yüzünün, o nûrâni rengini;
Ne mutlu ki, en kârlı ticaret şimdi senin;
Karşılığı yüzbindir, Kâbe'de bir secdenin...

Ey! Beytullah yolcusu, Ey! Davetli misâfir;
Nebîler sana yoldaş, Peygamberler müzâhir.
Darlık yüzü yok artık, sana dünya ve âhir;
Arafat müjdesinden, şüpheye düşme sakın;
Yeniden doğmuş gibi, olacağın gün yakın...

Bekliyor şimdi seni, bir sabır imtihanı;
Önce kendi içinde gizlenen nefsi tanı.
Öfke ve isyan ile sevindirme şeytanı;
Kazanmak istiyorsan, Mina'daki savaşı;
İbrahim gibi fırlat, elindeki her taşı...

Yakında giyeceksin, beyaz ihramlarını;
Çözeceksin ölümün, ölümsüz sırlarını.
Bıraktın... Gidiyorsun, işte bütün varını;
Sana hüzün vermesin, çoluk çocuk ve eşin,
Beytullah'ta bekliyor, milyonlarca kardeşin...

Kâbe'yi ilk gördüğün, o muhteşem anda sen;
Nasıl bir vecd içinde, ürpereceksin bilsen.
Ne tende can kalacak, ne dünyada bir hissen;
Unutma ki makbûldur, o anda tüm dilekler,
Etrafında, pervane misâlidir melekler...

Kalkınca gözlerinden, asırların perdesi;
Bir yanda çınlayacak, Bilâl' in yanık sesi,
Bir yanda sahâbenin, meleklerle secdesi,
Resûl'ü göreceksin, mihrâbında Kâbe'nin;
Şâhidi olacaksın, daha nice sahnenin.

Hâcer'i göreceksin, koştururken Merve'de,
İbrahim, insanlara haccı haber vermede,
Âdem'i göreceksin, o Cebel-i Rahme'de;
Açtıkça göreceksin, o gönül gözlerini;
Arafat kumlarında, Peygamber izlerini....

Ey! Beytullah yolcusu, tevekkül âbidesi;
Söküp attın içinden, artık hevâ hevesi.
Şimdi ''zikrullah' diyor, bedenin her zerresi;
Var git artık rehberin, İlâhi Kelâm olsun
Gurbet elden sılaya, binlerce selâm olsun...

Arafat'ta Söz Verdim - Cengiz Numanoğlu

Mevlâ'ya dua ettim, kolay kıldı işimi;
Kucakladım Kâbe'de, üç milyon kardeşimi..
Bırak artık, ey şeytan! Bırak artık peşimi;
Arafat'ta söz verdim, Cenâb-ı Allah'a ben...

Kefen misâli beyaz ihramlara sarındım,
Kanat kanat, melekler gölgesinde barındım,
Nefsin bataklığında, hevâlardan arındım,
Arafat' ta söz verdim, Cenâb-ı Allah'a ben...

Dilde Kur'ân , elde mey, ikiyüzlü yaşamam,
Çağdaşlığı saptırıp, şer peşinden koşamam,
''Hoşgörü'' diye diye, dalâlete düşemem;
Arafat 'ta söz verdim, Cenâb-ı Allah'a ben...

Milyonlarca bedeni, kuşatırken çöl yeli,
Milyonlarca sînede, titrerken gönül teli,
Milyonlarca gözlerden, akarken tevbe seli,
Arafat'ta söz verdim, Cenâb-ı Allah'a ben...


Nûra bulanmış eller, semâları delerken,
Rabbim, kul defterinden, günahları silerken,
O şeytan ki; nefretle, neşterini bilerken,
Arafat'ta söz verdim, Cenâb-ı Allah'a ben...

Öyle bir aşkla yandım, güneş sönse sönemem,
Gökler tersine dönse, Hakk yolundan dönemem.
Îman tahtına çıktım.. Ölüm ne ki!.. İnemem,
Arafat'ta söz verdim Cenab-ı Allah'a ben...

Tok sofrada aç durmak, zor gelse de nefsime;
El açmam mâsivâya, leke sürmem neslime,
Tertemiz dönmek için, toprak olan aslıma,
Arafat'ta söz verdim, Cenâb-ı Allah'a ben...

Kâbe ve Hac - Hayreddin Karaman

Gökte güneş büyük bir volkan olmuş
Cehennem sıcağı vâdiye dolmuş
Ne vâha çevresi ne işlek yolmuş
Ailesi için burayı bulmuş
Hakk'ın emri ile Halîlurrahman

Safâ-Merve koşup aramış Hacer
"Rabbim hazinenden bize bir su ver"
Kaynayıp derinden akınca yer yer
"Zemzem" demiş Hacer, "ey mübarek dur"
Akıp tükenmesin Allah'ım aman!

Kızgın güneş taşı yakmış simsiyah
Bitkisi yok, olan yolunmaz, günah
Yine de mümin der "varsam bir gün âh!"
Dostun duasını Cenâb-ı Allah
Kabûl edip böyle eylemiş ferman

Yerde ilk mabedi burda yaptılar
Baba oğul bir Allah'a taptılar
Şeytana yan bakıp taşlar attılar
Ne tevil ettiler ne de saptılar
Hak istiyor idi bir oğul kurban

İbrahim büyük bir imtihan verdi
Kurban olmak için bir koç yeterdi
Kula imtihandır sevinci, derdi
Cânana can veren maksuda erdi
Verilmez mi O'na bir değil, bin can

"Çağır kullarımı hacca" buyurdu
Halîl Hak emrini halka duyurdu
Duyan ziyarete koştu bu yurdu
İslâm binasını hac ile kurdu
Gelip Peygamber-i âhiri'z-zeman

İhramla arınır zahir ve batın
Geride kalmıştır servetin tahtın
Büyük, küçük, siyah, beyaz, er, kadın
Aynı seviyede ederler yâdın
Yaşarlar mahşeri gizli ve âyân

İbrahim duası burda bereket
Her zerrede Allah için hareket
Müminlerde sabır, sevgi, mermamet
Vuslat neşesiyle Beyt'i ziyaret
Aşk dillerde tekbîr, dizlerde derman

Allah'tır sahibi mübarek evin
O'nun müsafiri ürper ve sevin
Dolan çevresinde coşkuyla devin
Metâf bu girdâba mukaddes zemin
Bir damla ol katıl karşında umman

Hacer-i esvedi selâmla yaklaş
Mültezem'de Rahman ile kucaklaş
İç Zemzemi Safâ, Merve'ye ulaş
"Lebbeyk Allahümme lebbeyk" ve telâş
"Koşup geldim sana birsin Yaradan"

Arafat'ta müminlerin niyâzı
Öğlede kılınan çifte namazı
Aşk ile telbiye, tekbîr avazı
Yaklaştırır kula Mutlak Feyyaz'ı
Olur inşâallah sebeb-i ğufran

Müzdelife'nin bir ayrı tadı var
Taşladık şeytanı kötü yâdı var
Tutuşan rûhumun bir feryadı var
Kâbe Şirin burda bin Ferhad'ı var
Açıl susam açıl hasretim yaman

Eve geldim seni nerde bulayım
Vâsıl et kulunu kurban olayım
Kâbe sır denizi lütfet dalayım
Ezelî ahdime sadık kalayım
Ezelde Sen vardın ve Sensin kalan

Ya Rabbi Kâbe'ye tecelliyâtın
Esma, sıfât, şüun, tibar, zâtın
Arafat'ta zâhir cümle sıfâtın
Yıkasın rûhumu hak berekâtın
Nefsim fânî olsun, varlığım talan

Dünyada evini gören kulların
Ukbada cemâle eren kulların
Rızâ meyvesini deren kulların
Varlığını sana veren kulların
Arasında olsun bir de Karaman

Mekke
20-22/Temmuz-1988

Beytullah (Allah evi) - Hayreddin Karaman

Ne sütun, ateşlik, ne de bir heykel
Sen bir ev yaptırdın ve buyurdun "gel"
Allah bir, Kâbe bir, varlık O Bir'den
Kalbden ağyârı sil tevhîde yönel

Kainât zerredir, Sen mutlak büyük
Akla ağır gelir çekilmez bu yük
Allah evi Allah kulu gibidir
O'nunla büyüktür, kendinde küçük

Ev senin, kul senin, kainât senin
Mülkünde şirketi olmaz kimsenin
Her canlı güvende ev harîminde
Bundan mı Kâbe'ye "Evimdir" dedin

İlk insanlık evi burda yapıldı
Hukukun temeli sağlam atıldı
Mübarek binanın mehabetine
Nice pervanenin gönlü takıldı

Çevresinde her gün dolandık durduk
Coşup ayakları yerlere vurduk
Kapına asıldık yüzler duvarda
Vuslatı bekledik hayaller kurduk

Belki de evleri sevdirmek için
Aileye önem verdirmek için
Bir ev de kendine ayırdın burda
Birliğin tadına vardırmak için

Ev olunca bir de aile gerek
Ehli, evliyâsı dünyaya direk
İman, ilim, takva nüfus kayıdı
O'nun ehli olun O'nu severek

Bir aile daha "Ehl-i beyt" adı
İçi nûr, sevgisi melek kanadı
Her mümin evinde sergisi vardır
Fâtıma kızıdır, Ali damadı

Allah'ın sevgisi bir abâ olmuş
İçine en kutlu aile dolmuş
Ehlullah'a örnek "Ehl-i abâ"dır
Feyiz ırmağından gelen bir kolmuş

Ehl-i beyt, Beytullah bir de ehlüllah
Böyle bir hânede olmaz mı felâh
Aile temelli bir medeniyyet
Ailede salâh, ümmette salâh

Ya Rabbi evinden bize ışık tut
Ehlinden kıl bizi, zikrimiz kunut
Ehl-i Beyt yolundan yürüyüp geldik
Sevginle uyandır, sevginle uyut

1314/1997 Ramazan
Mekke

Tavaf - Hayreddin Karaman

Seven sevdiğini arayıp döner
Bulana dek durmaz bir daha dener
Zannetme ki aşkın ateşi söner
Sevgi yumağımı sarar dönerim

Sevgi Rehberi'ne uymaktır işim
Hacer-i Esved'e selâm verişim
Burada olsa da gidiş gelişim
Bir başka âleme girer dönerim

En yakınsın ama göremiyorum
Her yerde hazırsın eremiyorum
Vuslat meyvesini deremiyorum
İşte bunun için yanar, dönerim

Dünya, yıldız, güneş ve kehkeşanlar
Dönüyor aşkına nice nişanlar
Bizim sevdamızdan gafil ne anlar
Ben her haberciye kanar dönerim

Rûhumuz tutuklu ten kafesinde
Hasretle çırpınır her nefesinde
Müjdeler bulur da ezan sesinde
Vuslata çağrıdır sanar dönerim

Bilen ve bilmeyen seni arıyor
Yollar çok, hangisi sana varıyor
Garibi akşamlar melâl sarıyor
Asıl vatanımı arar dönerim

Kimi puta taptı, kimi yıldıza
Kimi meftun oldu nağmeye, saza
Âşık olsalar da zahirde kıza
Asıl maşuk sensin, anar dönerim

Döndükçe yükselir rûhlar yüceye
Akıl sır ermiyor bu bilmeceye
Gündüz hasretinden döndü geceye
Bir umut peşinde koşar dönerim

Rabbenâ âtinâ Allahu ekber
Dersimiz ezelde eyledik ezber
Bulmadan dönersem elâlem ne der
Ben son nefesime kadar dönerim

Ey Ev'in Sahibi, benim Sahibim
Rızâna âşıkım, sana tâlibim
Başka bir kapım yok, burda garibim
Beklerken geçse de yıllar dönerim

Mekke, 1419 Şevval, 4

Medine Yolunda - Hayreddin Karaman

Kalbim kopup gitmiş ben ardındayım
Esen yelde kuşun kanadındayım
Âşıkın ahında, feryadındayım
Acısın hasrette koyanlar beni

Toprak bile âşık şanlı vücûda
Varlığı sebeptir cümle mevcûda
Adem'in şahsında vardı sücûda
Melekler, anlasın duyanlar beni

Asırlar boyunca nice pervâne
Can attı Ravza'ya hep yâne yâne
Aşk ne engel tanır ne de bahâne
Yolda bırakamaz tufanlar beni

Seniyye'den doğan ayın ondördü
Medine'ye eşsiz bir şeref verdi
Benzerini ne ins ne de cin gördü
Kavuşturun O'na ey canlar beni

Bağrına basınca dünya güzeli
Yıldızlar hasrette kalmış, ezelî
Sıvamış yaratmış Rabb'in öz eli
Yakıyor hasreti şu anlar beni

Şurası elinin değdiği yer mi
Şu duvar sesini işittim der mi
Bastığı zemine alnım değer mi
Oyalıyor geçmiş zamanlar beni

Ben vuslat isterim açık ve çıplak
Övünmesin bana duvar ve toprak
Hayatım son bulsun O'na bakarak
Nûruyla tanısın bakanlar beni

Salavât Allah'tan, melekten, bizden
Rabbim ayırmasın mübarek izden
Bir damla eksilmez koca denizden
Şefâatle yusun yuyanlar beni

Medine Yolunda
27-Temmuz-1988

Telbiye - Hayreddin Karaman

Çağırdın Allah'ım koşarak geldim
Birsin, ortağın yok coşarak geldim
Hamdimiz sanadır; nimet, mülk senin
Şerikin yok, dağlar aşarak geldim

Hicaz yolunda
13/1/1999

Peygamberin (s.a.) Hac ve Umrede Yaptığı Dualar - Hayreddin Karaman

(1)
Sözümü işitiyor yerimi görüyorsun
İçimi ve dışımı, her şeyi biliyorsun

Ben muhtacım, korkarak sığınan, imdat diyen
Yoksul, zelîl, günahkâr, bir kul gibi isteyen

Boyun bükük, göz yaşlı, baş secdede yüz yerde
Rahmetinden ver Rabbim, mutlu olalım ver de

Başka kapıya gitmem en hayırlısı senin
Sen vermez isen Rabbim, eli varmaz kimsenin

(2)
Rabbim seni överiz dilimiz döndüğünce
Daha iyisi senin kendini övdüğünce

Namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm
Kalan her şeyim senin ve sanadır dönüşüm

Kabir sıkıntısından, vesveseden, vehimden
Sana sığınıyorum, gelen budur elimden

Dağılmasın işlerim, sıkılmasın dişlerim
Felaketlerden koru, Rabbim budur dileğim

(3)
Başka yok, bir Allah var, O'nun ortağı olmaz
Mülk O'nun, kemâl O'nun kudreti aciz kalmaz

Bütün hayır elinde Allah'ım ver diyorum
Kalbime ve göksüme nûrundan diliyorum

Gözüme, kulağıma nûr ver Allah'ım nûr ver
İşitemem, göremem nûrun olmazsa eğer

Hem göksümü genişlet hem işi kolaylaştır
Rahmet deryanı coştur, rahmet deryanı coştur

Vesveseden, vehimden sana sığınıyorum
Hem kafam hem işlerim karışmasın diyorum

Gece gündüz şerrinden, kabir sıkıntısından
Rüzgârla gelen şerden, felâketin yasından

Sana sığınıyorum, yâ erhamerrahimin
Duamı kabûl buyur, dostlar diyelim amin

Kabe'de Tefekkür - Hakkı Şener

Yazmaya başlarsa hikmet kalemi,
Bak neler görülür güzel Kâbe'de!..
Açar kapıların mânâ âlemi,
Çok sırlar derilir güzel Kâbe'de!..

Îmanlı yürekler buraya bakar,
Nasibi olanlar sel olup akar,
Âmîn nidâları semâya çıkar,
Huzûra varılır güzel Kâbe'de!..

Tavafta pervâne gibi uçunca,
Susayıp da soğuk zemzem içince,
Mültezem'de ellerini açınca,
Beratlar verilir güzel Kâbe'de!..

Tüm canlar Haceru'l-Esved'e koşar,
Tarifi imkânsız heyecan yaşar,
Yürekler kabarır gözlerden taşar,
Murâda erilir güzel Kâbe'de!..

Kul Hakkı can kuşun salar engine,
Seyre durur nefsle rûhun cengine,
Ruhlar boyanırken Hakk'ın rengine,
Nefs yere serilir güzel Kâbe'de!..